Ana içeriğe atla

Gelişebileceğinize İnanmanın Gücü – Carol Dweck [TED]



Küçükken derslerden hep en iyi notu almaya çalışanlardım. Bu yüzden de öğrenme sürecini atlayarak, nota odaklanmış oldum ama hırslı, en yüksek notu almak için her türlü yolu deneyenlerden değildim. Sadece en yüksek notu almayınca, kendimi başarısız hissederdim. Üzülürdüm. Aptal hissederdim. Üniversite sınavında da istediğim puanları alamadığım da, ki aslında güzel puan almıştım şu an değerlendirdiğimde, bıraktım. Sonrasında egosu yüksek bir manyakla yılımı geçirdim. Daha da ezikleştim ve kendi kendime yaşayamayacak duruma geldim. Ancak terk edildikten sonra, aslında hayatım biraz daha anlam kazanmaya başladı. Terk edilme sürecimi daha sonra yazacağım. Biraz daha kendime önem verdim, yılalr sonunda değerli olduğumu düşünmeye başladım. Yukarıdaki Carol Dweck'i dinleyince de, gerçekten de sürecin önemini görüyorum. Hata yapmaktan deli gibi korkan ben, kendi hazinelerimi kullanmayı bilememiştir. Çünkü zamanında benim için en iyisi olmayacaksan bir şey olmanın bir anlamı yoktu. Oysa en iyisi olmam da çok zordu. Çok çalışmak gerekiyordu ama bende o güç umutsuzlukla kayboluyordu. Kaçış süreci başlıyordu.Şimdi ise learning curve' e odaklanıyorum. Gerçekten de başkalarına göre değil, öğrenme sürecinden zevk almak lazım.

Lisedeki sınıfımı hatırlıyorum. Çalışkan olanlara, benim gibi, inek diyerek aşağılarlardı. Zeka ödüllendirilirdi ve biz saf kafalar bunlardan etkilendik. Oysa çalışkanlık süreç ödüllendirilmeliydi.  Kimse çalışmadan bir şey başaramaz, ya kafasında kendi kendine çalışan bir makinesi vardır ya da zorla kafayı çalıştırıyordur.

Beni burda okuyan öğrenci varsa, çalışkanlığı yüzünden okulda aşağılanıyorsa, sakın ama sakın onları dinlemesin. Yıllar geçecek ve o cool görünen kişiler, çok aptal görünecek, hatta o cool lar bile evlenip çocukları olduğunu veya çalışma hayatına girdiklerinde ne kadar aptal davrandıklarını anlayacaklar. Genelde Amerikan dizilerinde olur ya, zaman geçer, yıllar sonra o kötü davrandıkları arkadaşlarını bulup özür dilerler.

Kendi gelişiminize odaklanın insanlık, kaç yaşında olursanız olun.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İlk 50 oyununu bir an önce kaybet!

Bir ictenchan.wordpress.com blogunda  okudum. Go oyunu için bir atasözü varmış:  "İlk 50 oyununu bir an önce kaybet!" Özellikle hemen vazgeçenler için çok güzel bir atasözü. Küçükken fazla oyun oynamamış, spor oyunlarını bile fazla öğrenmemiş biri olarak, hayatımda çok sık yaptığım hatalardan bu. Bırakıyorum, sanki her şeyi baştan mükemmel yapmam gerekiyormuş gibi. Oysa hayatın ipucularından "çalışmak,kaybetmek, yine çalışmak" . Kaybetmeyi baştan kabullenip, hızlıca kaybetme aşamalarını geçmek.. Böylece hedefe daha kısa sürede ulaşılır. (Bu kavramın benzerini "fail fast, go forward" yazımda da yazmıştım ) Masa tenisini 26 yaşında öğrenmeye başlayan biri olarak, ilk başlardaki yenilgilerime taksaydım, ki hala yeniliyorum, arkadaşlarla harika geçen o zamanı hiç yaşamamış olacaktım. Çok büyük kayıp olacaktı.

Hart of Dixie

 Sıcak ve sevgi dolu  Kasaba Dizisi ki ben çok seviyorum kasaba dizilerini.  Konu olarak falan basit ama insanların hikayeleriyle güzelleşiyor.  Saçma yanları da var, sadece enstantane olması için yapılmış bölümler de var ama her şeye rağmen sıcak ve bu beni çok mutlu ediyor.

Continuum

Yıl 2077. Şirketler başta ve tüm dünyayı yönetiyorlar. Fikir güzel, hatta şimdi bile öyle olabilir. Bilim kurgu izlemek bana iyi geliyor. Kendimi daha akıllı ve mutlu hissettiriyor. Belki sanal bir şey ama iyi geliyor.  Dizi müthiş sürükleyici değil, ama yine de sevdim. Şirketler düzeninin koruyucusu Keira, karizmatik kişilik, teknolojiyle donatılmış olması onu güçlü gösteriyor tabi duruşuyla da. Aeon Flux'ta da Charlize Theron'a duruşuyla bakışıyla karizmatik kişilik kazandırmışlardı. Bu bilim kurgularında teknolojik ya da başka detaylarla gücü karizmayı kullanmak önemli etmen.